AZİZ NESİN, MEMURLAR MEMURLAR KİTAP ÖZETİ

Kitap Adı:Memurlar Memurlar

Yazarı:Aziz NESİN

Yayınevi: Nesin

Sayfa Sayısı:151

Türü: Öykü

Memurlar Memurlar kitabında yer alan öykülerin kitaptaki sıraya uygun olarak özetleri:

Su Dökme Yarışı 

Çalıştığı yerde hiç avans istememiş olan Baha Bey, ilk defa avans istemeye gelir. Bunun sebebini soran muhasebeciye başta cevap vermek istemese de para almak ümidiyle başına gelenleri anlatır.

Eski bir dostunu gören Baha Bey, dostunun teklifi sonucu ailesiyle beraber güzel bir gün geçirmek için çıkarlar. Masrafları Baha Bey’in eski dostu karşılayacaktır. Eğlenmek için çeşitli yerlere giderler, her gittikleri yerde masrafı eski dost karşılar ancak Baha Bey’in eşi ve kızı sürekli bahşiş vermesini söylerler. Her gittikleri yerde ücretten sonra Baha Bey’de yüklü miktarda bahşiş verir. Amaç altta kalmamaktır. Böyle böyle eve gitme vakti gelince Baha Bey bakar ki cebinde eve gidecek para kalmamış. Kirayı bile ödememiş olan Baha Bey’in avans isteği muhasebeci tarafından reddedilir.

Yüce Katına

Kasabada ki küçük bir kurumda müdür olan Reşat Bey, Genel Müdür’e yazı yazacaktır. Ama Reşat Bey daktiloyu hiç kullanmamıştır. Kendisinin yazması gerektiğini düşünür ve daktilonun başına oturur. Harfleri bile bulamayan Reşat Bey, memurlarından yardım ister. İlk yazmaya başladıklarından iki ay geçer ama yazı hazır değildir. Derken Genel Müdür’ün değiştiğini öğrenirler böylece yazı yazma derdi bitmiştir.  Reşat Bey bu olaydan sonra ne kadar cesur olduğunu anlatmak istese hep bu olayı anlatır.

Yeşil Şapkanın Evrakı

İki eski arkadaş bakanlık binasının önünde buluşurlar. Bir arkadaş diğerini evine götürmek ister ancak davet edilen beraber geldiği arkadaşının bakanlıkta işi olduğunu ve az sonra geleceğini söyler. Davet eden arkadaş gitmeleri gerektiğini ve arkadaşının gelemeyeceğini söyler. Sonrasında başından geçenleri anlatır: Bakanlık binasında unuttuğu yeşil şapkayı alabilmek için verdiği olağanüstü mücadeleyi hikaye eder. Unuttuğu yeşil şapkası için bin bir türlü evrak hazırlanmış, şapkası o birimden bu birime gidip gelmiştir. Uzun uğraşlar sonucunda şapkasına kavuşmuştur ama şapkanın üzerine evrak iliştirmek için takılan iğneler nedeniyle şapka kullanılamaz hale gelmiştir.

Bu hikaye anlatıldıktan sonra beklenen arkadaş gelir ve işinin yarına kaldığını söyler.

Müfettiş Geliyor

Yıllardan beri yazışma yapılmadığı için üst makamlarca unutulan daireye atanan müdür personellerin vaktinde işe gelmediğinden, personellerin çalışmadığından şikayet etmektedir. Ne yaparsa yapsın memurları çalıştırmayı başaramaz. Bir gün bir evrak gelir. Haber bomba etkisi yapar. Müfettiş gelecektir. Haber duyulur duyulmaz tüm daire hazırlıklara başlar. Ancak bu haber müdürün umrunda değildir. Tüm daire harıl harıl çalışmaktadır. Daire çalıştıkça üst makamlarca tekrar fark edilir. İşler günden güne artar. Müfettişin günlerden bir gün geleceği haberi yayılır. Müdür yine umursamaz.

Herkes müfettiş nerede kaldı derken söylenirken, Müdür: Müfettişin gelmeyeceğini bu haberi kendisinin onları çalıştırmak için uydurduğunu söyler.

Daireyi eski günlerine döndürmek isterler ama artık bu mümkün değildir. Üst makamlarca fark edilen dairede işler günden güne artmaktadır.

Yerli Mallar’dan Pazen Aldım 

Sümerbank’ın yerli mallar satış mağazasına giden arkadaşlar için alışveriş yapmak öyle kolay değildir. Kumaş beğenirler ama bunu almak için kendileri ile ilgilenen memur bulmak zordur. Her  memur kendilerini bir başka memura yönlendirir. En son ulaştıkları memur zar zor istedikleri kumaştan verir. Ama memur zihniyetinin hakim olduğu yerden ürün almak kolay değildir. Evraklar, mühürler, damgalar…

Derken öğle arası olduğu için iş öğleden sonraya kalır. Zorlukla alınan pazen kumaşının eve gidince başka bir paketle karıştığı  ve yerine tülbent geldiği anlaşılır.

Don Lastiğini Unutma

Geçim derdiyle kafayı sıyırma aşamasına gelen memur evdekilerin kendisinden istediği peynir, soğan, don lastiği gibi şeyleri almamak için her gün unuttum numarası yapmaktadır.

Dairede çalışırken müdür başında belirir. Kızgın halde onun yazdığı evrakın ne olduğunu sorar. Çünkü yazılan yazıda “ kaşarpeyniri hakkındaki fiyatlar, köftelik sığır eti, çay, kahve artıklarının israf edilmemesi…” gibi absürt ifadeler geçmektedir.  Müdür bu yazıyı nasıl yazdığını sorarken, posta idaresinin aksaklığı nedeniyle bu saçmalıkların genel müdürlüğe gitmeden yine kendilerine geldiğini öğrenmiş oluruz.

Genel Müdürü Temsilen

Maddi imkansızlıklar nedeniyle evinde kötü şartlarda yaşayan memurumuzu müdür odasına çağırır. Cenaze töreni için genel müdürü yani kendisini temsilen onun gitmesini söyler. Ertesi gün araba evinden alacaktır onu. Cenaze töreninin yapılacağı gün törene giden memur yol boyunca arabada, motorda gördüğü lükse hayran olur. O gün bu lüksün tadını çıkartan memuru genel müdür odasına çağırıp kızar ama memurun sitemi sonucu bir şey demez.

Bendeniz Mahvoldum

Uzun yıllar köylerde, kasabalarda memurluk yapan Mehmet Zeloğlu vilayete tayin olunmuştur. Vilayete tayin olunduğunun üçüncü gününde yapılan veda yemeğine katılır. Yemeğe katılanlar Sayın Valimiz deyip Süha Beyin gidişine dair duydukları üzüntüyü ve Süha Beyin vilayete yaptığı hizmetleri anlatıp konuşma yaparlar. Veda konuşmaları konusunda kendisini usta sayan Mehmet Zeloğlu konuşma yapmak için fırsat kollar. Yapılan konuşmalar hep hayvancılık üzerinedir ve Süha Bey adı geçer. Mehmet Zeloğlu Valinin isminin Süha olduğunu düşünür ve uzun konuşmalardan sonra fırsat bulur. Konuşmaya başlar ama herkeste bir acayiplik vardır. Sayın Valimiz Süha Bey’in… diye başlayan konuşmasını uzatan Mehmet Zeloğlu’na herkes gülmeye başlar. En son Vali’nin emriyle dışarıya atılan Zeloğluna tayini çıkan kişinin Veteriner Müdürü olduğunu ve bu müdürün isminin Süha olduğunu söylerler. Sayın Valimiz diye söze başlanılmasının hikmeti Vali’ye hürmettir. Bu olaydan sonra Mehmet Zeloğluna görevden el çektirilir ve Mehmet Zeloğlu başından geçenleri “Bendeniz Mahvoldum” diye anlatmaktadır.

Hele Hele 

Çalıştıkları dairede düzenlerini kuran memurların işi yerindedir. Aylığı bin lira olan bir memur kirası ayda bin iki yüz lira olan evde oturmaktadır. Bunun yolu dairedeki işlerden gelen avantadır. Kendilerine başvuran müteahhitlerin işlerini ileriye almakla onlardan aldıkları paylaştırıp bir düzen kurmuşlardır.

Günlerden bir gün Haydar adında bir memur bu dairede işe başlar. Başlar ama o kendileri gibi avantadan pay almaz. Kendisine getirilen avantayı ne olursa olsun kabul etmez. Durumdan hoşnut olmayan diğer avantacılar Haydar’ı kendileri için tehlikeli bulmaya başlarlar. Celil adında biri kendisine avantadan pay verilmesi ve hademe olarak işe alınması karşılığında Haydar’ı işten kovdurtacağını söyler. Derken herkesin içinde Haydar’a yaklaşan Celil, Haydar’ın falan tarihte rüşvet aldığını, falan tarihte zimmetine para geçirdiğini, falan tarihte hapse düştüğünü söyler. Bunları söylerken hep hele hele der.  Kimse inanmaz ama bu söylentilerin yayılması ile Haydar işten çıkartılır. Başka iş de bulamaz. Celil işe girer avantacı olur ve lakabı “Hele Hele Celil” olarak kalır.

Kedi Neden Kaçtı?

Yazar, yoldan geçerken bir kedinin acıyla bağırarak önüne sıçradığını görür. Kedinin bu hali zincirleme bir olayın son halkasıdır.

Gazeteler bir bakana şiddetli bir saldırıya girişirler, bu olaydan dolayı üzülen, morali bozulan bakan müsteşarı çağırır fırçalar,

 müsteşar genel müdürü fırçalar,

genel müdür müfettişi fırçalar,

 müfettiş müdürü fırçalar,

müdür, muavini fırçalar,

muavin, kısım amirini fırçalar,

kısım amiri memuru fırçalar,

memur, odacıyı fırçalar,

fırçalamak için kimseyi bulamayan odacı tramvayda bilet kesen memur ile tartışır. Biletçi evde karısına çıkışır, karısı da hıncını kediden alır… İşte kedinin hali bu yüzdendir.

Verem Olmak Lazım

Yeni evlenen kahramanımız evine kömür alacaktır. Ama kömür almak öyle kolay değildir. Günler süren yazışmalar yapılır. Tam kömür alacağım derken, görevli memur ona kömür veremeyeceğini ancak kaldığı evde romatizma hastası olan biri varsa ancak bu şartla kömür alabileceğini söyler. Kaynanası romatizma olan kahraman buna dair raporla kömür idaresine gider ancak bu rapor olmaz, olmaz çünkü heyet raporu lazımdır. Derken uzun uğraşlar sonucu heyet raporu alınır. Heyet raporu alınıncaya kadar geçen sürede işleyiş değişmiştir. Artık sadece veremli hasta varsa kömür verilebilmektedir.

Kömür alamaz kahramanımız ama tesellisi şudur:Kışı kömürsüz geçirince nasıl olsa hepsi verem olacaktır.

Tavsiye Kartı

Trenle Ankara’ya giden Nafi Bey, başından geçenleri anlatmaktadır. Evvelce mahallelerinde oturan Zeki Bey’den iş bulmak için tavsiye kartı almıştır. Nafi Bey’in aldığı kartta “Hamil-i kart Nafi Beye lüzumlu suhuletin gösterilmesi ricasiyle” yazılıdır. Bu kartla iş bulmak için Başmüdürlüğe giden Nafi Bey bir türlü müdürü bulamaz. Gide gele cebinde taşıdığı karttaki yazılardan bir kısmı silinir, kart bozulmaya uğrar. Kala kala kartın üstünde “Kart Nafi Beye gösterilmesi” ifadesi kalmıştır. Bu haliyle soyadının Kart olduğunu söylemek zorunda kalan Nafi Bey iş bulamaz.

Ankara’ya gitme amacı aynı karttan tekrar almak olan Nafi Bey, Zeki Bey’in istifa ettiğinden habersizdir.

Bu Memleket Batar

Kahvehanelerin birinde herkes başından geçen olumsuz olayları anlatır ve en sonunda “bu memleket batar” demektedir. Bunları dinleyen yaşlı bir adam en sonunda kalkar ve anlatıcılara “bu memleket batmaz” der. Sebebi sorulduğunda verdiği cevap dikkate değerdir. Memleketin batmayacağını çünkü yaşanan olumsuz durumları dert edinen onlar gibi kimselerin bulunduğunu söyler. Cevaptan hoşnut olmayanlar, yaşlı adama kim olduğunu sorduklarında “ben bu öykünün yazarıyım” cevabını alırlar!

Masanın Yeri

Bir müdür ve altı bayan memurun çalıştığı kurumda müdür otoritesini göstermek ister. Hepsi torpilli olan bayan memurlardan birinin masasının yerini değiştirir. Bunun üzerine masası değiştirilen memur torpillisinin yanına gider. Masa tekrar yerine konulur. Boş durmayan müdür de başka bir büyüğün yanına gider. Masanın yeri tekrar değiştirilir. Bu mücadele böyle sürüp gider ve en yetkili kişiye kadar ulaşır. En yetkili kişi masanın müdür ve memurun belirttikleri yerin tam ortasına konulmasını söyler. Bu emir üzerine müdür ve memur işten ayrılır.

Altı Bekçi Atlıkarıncada

Lunapark bekçisi ve mahalle bekçiliği yapan diğerleri lunaparktaki aletlere binmek isterler. En son bir gün atlıkarıncaya binerler. Binerler ama hepsi atlıkarıncada olduğu için bu aleti durduracak kimse kalmamıştır. Döndükçe dönerler, hepsi öğürmeye başlar.  Sabah hepsi hastaneye baygın halde getirilirler.

KİTABIN ARDINDAN:

Mizahın usta kalemi Aziz NESİN, bu kitapta ülkemizdeki memurluk anlayışını ve toplumsal yapımızı çok güzel ve kaliteli bir mizah anlayışı içerisinde anlatmıştır. Kitapta anlatılanlar Türkiye’de yaşayan herkesin aşina olduğu şeylerdir aslında ama bu olayların mizah çerçevesi içerisinde anlatılması güzel bir tat bırakmaktadır. Kitabı okurken kahkahalar içinde kaldım. Tavsiye edebileceğim bir kitap. Ayrıca kitapta yer alan “Tavsiye Kartı” adlı öyküdeki olaylar  yine Aziz NESİN’in kitabından yola çıkılarak hazırlanmış olan “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” adlı filmde yer almıştır.

KİTAPTAN ALINTI:

Memurluk hayatımda çok denedim, bir memur ne kadar çok çalışırsa, ona o kadar iş yüklenir. O zavallıda işlerin altından kalkayım diye habire çalışır, çalıştıkça habire zavallıya iş verirler. Ne kadar çalışmaz, dalgacı olursa, bunun aklı bişeye ermiyor diye kimse iş vermez. Üstelik, çok iş yapıyor diye üstüne çok iş yükletilen memur, elbette bu kadar çok iş arasında bikaç da yanlış yapar. Buyüzden azarlanır, paylanır; ne kadar çalışırsa, yanlış yapma ihtimali de o kadar artar, o kadar da horlanır. Hiçbir iş yapmayan memurun, hiçbir yanlış da yapmacağı için başı hiç belaya girmez. (Sayfa 37)

Yazar: kitabik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir