DALKAVUKLAR GECESİ KİTAP ÖZETİ

Kıral Subbiluliyuma

Başkumandan Tutaşil:Su katılmamış bir Hatti. Çok sert, çok çalışkan, yiğit, dalkavukluk etmeyip şarap içmeyen

Hantilyas: Ne yaptığını, nerden geldiğini kimsenin bilmediği esrarengiz kadın.

Yamzu:Kıralın gözdesi

Filozof İlanasam:Filozof olmakla birlikte şiir de yazar. Keyfine düşkün, tembel, yılan yumurtası ile beslendiği için çok hain, büyük babası Asur’dan gelen, yazarın tabiriyle “her şeyin pundunu bulan”

Cüce İrdas:Gençliğinde tavuk çalan ancak daha sonra yazdığı şiirlerle göze girip ün kazanan

Başhekim Ziza:Gözleri uzaktan görmez, çok korkak, anası Hint Çingenesi

İkeznini: Kurultaya Kargamış’tan gelen bilgin, çok okumuş, çok bilgin, ciddi, uysal, kendi halinde, çok sayıda dil bilen, sözünü esirgemeyen

Kahin Şilka:Kimseye sokulmayan, kimseyle konuşmayan, açık sözlü, herkesten iğrenen

Murya: Kahin Şilka’nın oğlu, dövüşken ve obur

KONU: Kıral ve onun etrafında ona dalkavukluk yapıp rütbe sahibi olanların düştükleri durum ile bir ülkenin ve yönetici kadrosunun düştüğü iğrenç durumlar

KİTAP ÖZETİ:

Hatti ülkesinin kıralı Subbiluliyuma’nın yeni doğmuş olan erkek çocuğu için şölenler düzenlenmektedir. Düzenlenen şölenlerde hemen herkes eğlenirken Hantilyas isimli kadın acıklı acıklı etrafına bakmaktadır. Onun sürekli üzgün durması ve hiç gülmemesi nedeniyle adı halk arasında “gülmez yüzlü kadın” olarak anılmaktadır. Hantilyas sarayda bulunmasına rağmen nerden geldiği ve kim olduğu tam olarak bilinmeyen esrarengiz bir kadındır.  Onu gören Başkumandan Tutaşil, herkes gibi eğlenmesini söyler, ancak Hantilyas eğlenmek bir yana ölmeyi yeğler. Bunun üzerine sert mizaçlı Tutaşil, Hantilyas’ın ölmesi için sarayın mahzenlerinde kıral Murşil zamanından kalma zehirlerin olduğunu ve bunları içerse dileğinin yerine geleceğini alaycı bir şekilde söyler.

Başkumandan Tutaşil’in söylediklerini uygulayarak sarayın mahzenindeki zehirli fıçıdan içen Hantilyas kahkahalar atarak Kıral Subbiluliyuma’nın yanına gelir. Herkes büyük bir şaşkınlık içindedir, hiç kimsenin güldüğünü görmediği Hantilyas kahkahalar atmaktadır. Hantilyas’a  sorulduğundan sarayın mahzenindeki sudan içtiğini söyler. Oradakileri daha büyük bir şaşkınlık alır, çünkü mahzendeki suların zehirli olduğu değil içmek insan derisine değmesinin bile ölüme yeteceği bilinmektedir. Hantilyas ile birlikte mahzene varılır ve Hantilyas fıçıları göstererek bunlardan içtiğini söyler. Denemek amacıyla üç esir getirilir, onlar da içer bir şey olmaz, daha sonra Tutaşil ve kıralda içerler ve bu suyun zehir olmadığı anlaşılır. Ama bu su nedir?

Kıral bu  suyun ne olduğunun ortaya çıkması için ülkedeki bilginleri saraya çağırmaya başlar. Saraya çağırılan Filozof İlanasam bu suların boya olduğunu söyler. Ancak kıral bunların sarayın mahzenindeki zehirler olduğunu ve içmesini söylediğinde İlanasam kıral için yazdığı şiirin yarım kaldığını ve bu suyu içerse şiirini tamamlayamayacağını söyleyerek bu suyu içmekten kurtulur.

Kıral, Cüce İrdas’a da sorar. Cüce İrdas bu suların kralların ve kraliçelerin yıkanmalarına mahsus bir su olduğunu söyler. Ancak su suların zehir olduğu ve içmesi ona da söylenir ve bunun üzerine Cüce İrdas bayılır. Sıra Başhekim Ziza’ya gelir. Bu suların sağlık tanrısı Kamruşepaş’ın kanlı göz yaşları olduğunu söyler. Ona da suların zehir olduğundan ve içmesi gerektiğinden bahsedilir. Büyük bir telaşa kapılan Ziza hep yanında sakladığı panzehirin aklına gelmesiyle bu suyu içebileceğini söyler. Kral, Ziza’nın sadakatini beğenir ve ona İrdas’ı ayıltmasını söyler. Ziza, İrdas’a su dökerek onu ayıltır.

Kıral Subbiluliyuma bu suyun ne olduğunun anlaşılabilmesi için kurultay toplamaya karar verir. Bu kurultaya Asur, Kalde, Frikya, Lidya, Kaska, Amurru, Mısır ve bütün ülkelerin bilginlerini çağırır.

Üç ay sonra kurultay toplanır. Toplanan kurultayda İlanasam, Mısırlı bilgin, Cüce İrdas, Hekim Ziza ve diğer bilginler söz alır, varılan ortak düşünce bu suyun tanrılar tarafından kırala armağan edildiğidir. Kurultayda söz almayan tek bilgin İkeznini’de konuşur. İkeznini bu suyun şarap olduğunu söyler. Şarabın tarihinden bahseder, Kıral Murşil zamanında yenilgiye uğratılan Lidyalıların verdiği üzüm vergisinden, üzümün çok olması ve kıralın karısının bu üzümleri çok yemekten dolayı patladığından bundan dolayı üzüm yemenin yasaklandığından, bu sırada fıçılarla gelen üzümleri kimsenin yememesi için başrahip tarafından dua edilerek zehirli ilan edildiğinden bahseder.

İkeznini’nin bu sözlerine orada bulunan Rahip İduskam tepki gösterir. Bunun üzerine İkeznini şarabın nasıl yapıldığını anlatır.

İkeznini sözlerine delil olarak da Lidya kütüphanelerinden, geçmişte Hattilere gönderilen üzümlerin anlatıldığı levhaların kopyasını gösterir.

İkeznini dışında  orada bulunan ve kırala dalkavuklak yapmak için bu suyun Tanrılar tarafından kırala verildiğini savunanlar İkezniniye büyük tepki gösterip İkeznini’ye saldırırlar. Bu saldırıda İkeznini’ye ait levhalar zarar görür. İkeznini bunları on dört sene ülke ülke gezerek elde etmiştir ve tekrar bunlara sahip olmak için bir on dört yıl daha ülke ülke gezmesi gerekecektir. İkeznini kendisine değil zarar gören levhalarına üzülür.

Kurultaydan sonra kıralın buyruğu gereği, zehirli olarak bilinen suya şarap denilmesi yasaklanır ve bu suya “Tanrının kırala gönderdiği tılsımlı su” denilecektir.  Kıralın buyruğuna rağmen şarap adı Kahin Şilka’dan dolayı ülkede yayılır. Kahin Şilka falcılık yapmamasına rağmen söylediklerinin çıkmasından dolayı Kahin adıyla anılır. Kahin Şilka’nın hayatı Hattuşaş’ın kıyısındaki kulübesinde karısı Tubişka ve oğlu Murya’ya ders vermekle geçer. Kahin Şilka’nın oğlu Murya evlerinin önünden kim geçerse geçsin, elma ya da şarap diye bağırır. Bir gün şarap diye bağırdığı esnada oradan kıralın yaveri Sabba geçmektedir. Murya’nın şarap dediğini duyunca ona saldırır ve Murya’nın attığı taş ile Sabba’nın alnı yarılır. Bu olaydan dolayı Kahin Şilka yargılanır. Şilka kendisini yargılayan mahkemeye çok keskin cevaplar verir. Gerilen ortamda Başkumandan Tutaşil araya girer ve Kahin Şilka beraat eder. Ceza olarak da bahçesinin bütün mahsülünü yaralanmış olan Sabba’ya verir.

Sarayın mahzenindeki suların zehir değilde şarap olduğu ve içenleri sarhoş ettiği öğrenildikten sonra. Kıral Subbiluliyuma kendisini şaraba verir. Sürekli şarap içerek devlet işlerini bir kenara bırakır. Şarap içmeyen vezirleri azleder yerlerine şarap içen, İlanasam, Cüce İrdas, Rahip İduskam, Hekimbaşı Ziza, İkinci hekim Pilga’yı vezirliğe getirir. Şarap içmeyen Tutaşil’i de azletmek isteyen kıral halkın onu çok sevmesinden dolayı onu azledemez. Kıral ve vezirlerinin bulunduğu içki meclisleri vezirlerin Kıral ve gözdesi Yamzu’ya yaptıkları dalkavukluk ile geçer.  Vezirler kıralın gözüne girmek için olur olmaz şeyler söylerler.

Daha sonraki günlerde Kıral Subbiluliyuma’ya gelen Başkumandan Tutaşil Kaskaların sınırı aşıp Hattileri öldürdüğünden ve ne yapılması gerektiğinden bahseder. Kıralın emriyle savaş hazırlıklarını yapan Tutaşil ve ordu harekete geçer. Ancak bu ordunun bir kısmı derme çatma’dır ve bazı birliklerin başındaki komutanlar Hatti milletinden değildir. Kıralın etrafındaki dalkavuklar çeşitli bahanelerle savaşa giden kendi yakınlarını bu ordudan ayırırlar. Üç ay  sonra gelen haberde Kaskaların yenilgiye uğratıldığı haberi gelir. Tutaşil yüzünden yaralanmış ve 7000 kişilik ordudan sadece 100 kişi kalmıştır. Tutaşil, Kaskalarla üç büyük savaş yapıldığını ve bu savaşlarda yaşananları anlatır.

Halkın isteğiyle kazanılan zafer için kahramanlar gecesi tertip edilecektir. Bu geceden önce kıralın dalkavukları onu Tutaşil aleyhine kışkırtırlar ve bu kışkırtmalar sonucunda kıral, Tutaşil’i azleder başkumandanlığa piyade kumandanını getirir. Düzenlenen kahramanlar gecesinde kıral, vezirler ve halk şarap içip eğlenirler. Kıral ve vezirlerin bulunduğu meclis vezirlerin kırala yaptığı dalkavukluk ile dolup taşar. Kıral çok içmekten dolayı rahatsızlanır ve istirahata çekilir. Şölen de biter. Savaş arabalarının yapılan savaşta yitirilmesinden dolayı vezirler evlerine yaya olarak dönerler, bu sırada sarayın bahçesinde eğlenceye gelen halk şarabın etkisiyle vezirlere olur olmaz cevap verirler. Vezirlerin dalkavukluğu, halkın kendinden geçmesiyle düşülen aşağılık durum neticesinde yaşanan gece kahramanlar gecesi değil de tam bir dalkavuklar gecesi olmuştur.

KİTAP HAKKINDA DEĞERLENDİRME: Her ne kadar bu kitap 1941’de yazılmış ve kişiler ile olaylar sembolik olsa da anlatılanlar her çağda ve her ülkede karşımıza çıkabilecek cinstendir. Her zaman var olan bir otorite ve güç kaynağı ile bu kaynaktan beslenmek için yapılan dalkavukluklar, yalakalıklar kısacası karakter iflası karşısında düşülen iğrenç durumun tasvirinin çok etkili bir şekilde yapıldığı bir kitap. Yaşanan bu iğrençliklere karşı dürüst ve yiğit kalmasını becerebilenler ile dik duruşunu kaybetmeden kalabilmenin bedelini de çok güzel bir şekilde görebiliyoruz bu kitapta. Son olarak karakterlerin o devirde gerçekte kim olduklarını düşünmeye çok gerek olmadığını çünkü başta da belirttiğimiz gibi bu kitapta yer alan olaylar ve kişilerle her zaman ve her yerde karşılaşılabileceğini belirterek bir çırpıda okunabilecek bu eseri hiç vakit geçirmeden elde edip okumanızı önemle tavsiye ederiz.

Ayrıca kitabik kanalının youtube kanalında yer alan aşağıdaki videoyu izlemenizi de tavsiye ederiz.

Yazar: kitabik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir