FAKİR BAYKURT YAYLA KİTAP ÖZETİ

Kitap Adı:Yayla

Yazarı:Fakir BAYKURT

Yayınevi:Literatür

Sayfa sayısı:272

Türü:Roman.

Kişiler:Çakır Hasan ve eşi Kamer Ana, Çakır Hasan’ın oğlu Şükrü, gelini Zeke, torunları;Gülcan, Ağlar Kamil, Şevket,

Hoca Bey lakaplı Asım Al, Doçent Ali Şirin, Asistan Cemal, öğrenciler Serpil, Güler, Altan

şoför Nuri,

Orman şefi Hüseyin, kulede bekçi Necip, Kahveci Mustafa

KİTAP ÖZETİ:

Çakır Hasan, eşi Kamer Ana ve gelinleri Zeke ile torunları Gülcan, Kamil ve Şevket Morsay yaylasında kalmaktadırlar. Çakır Hasan geçmişte siyasilere destek vermiş ama onların yalancı yüzünü gördüğü için verdiği destekten pişman bir köylüdür. Oğlu Şükrü Hollanda’ya çalışmaya gittiği için gelini ve torunları yanındadır.

Çakır Hasan ve ailesinin kaldığı Morsay’da arkeoloji öğrencileri hocaları Doçent Ali Şirin ve Asistan Cemal ile kazı yapmaktadır. Henüz Profesör Asım Al, ordaki lakabıyla Hoca Bey daha gelmemiştir.

Hoca Bey, eşinden yeni boşanmış öğrencisi Serpil ile evlilik hayali kuran dekan olma hayali kuran birisidir. Ankara’dan Taunus marsa arabasıyla yola çıkan Hoca Bey arabasını Morsay yaylasına varmadan Dağdibi denen kasabaya bırakır. Orada Kahveci Mustafa’nın kahvesinde onu almaya gelen Şoför Nuri ve Doçent Ali Şirin ile çay içerler. Kahveci Mustafa’nın çayını oldukça beğenirler.

Morsay’a varan Hoca Bey öğrencilerine ve Çakır Hasan’a ufak bazı hediyeler getirmiştir.

Burada Çakır Hasan ile Hoca Bey ülke meseleleri hakkında konuşurlar. Çakır Hasan Hoca Bey’e bilim adamı olması sebebiyle çok değer verir. Elinden gelen her şeyi yapar. Hoca Bey’in rahat etmesi için elinde tüm imkanları sarf eder. Hatta Hoca Bey için torunu Gülcan’ı Ballıdere köyüne gönderip yiyecek getirtir.

Ormanlar içinde, doğal kaynak suları ile Morsay; Hoca Bey için bir nevi tatil yeri gibi olmuştur. Hoca Bey’e büyük hürmet gösteren Çakır Hasan Hoca Bey’e kendi beslediği küçükbaş hayvanlardan birini keser ve çoük lezzetli bir sac kavurması yapar. Bu sac kavurmasından öğrencilere de verir.

Bunlarla da yetinmeyen Çakır Hasan, Hoca Bey’in Morsay ve çevresinin görsel güzelliklerinden daha fazla yararlanması için Aren köyünden Kerim Ağa’dan dürbün ister. İstenilen dürbün, Kerim Ağa’nın oğlu tarafından yurt dışından gönderilmiş çok kaliteli bir dürbündür.

Kerim Ağa dürbünü getirdiği esnada Hoca Bey Kerim Ağa’ya ve Çakır Hasan’a söz verir. Verdiği söz onları Dağdibindeki Kahveci Mustafa’nın kahvesine götürüp çay içirtmektir. Derken Hoca Bey’in sözü gereği devletin tahsis ettiği ciple Dağdibine giderler. Çay içtikten sonra Kahveci Mustafa bağını-bahçesini onlara gezdirir. Yapılan bu gezinin yakıtı devlete fatura edilir.

Çakır Hasan’ın torunu Gülcan hastalanmıştır. Karnı sancılar içinde, ateşi yüksek bir halde yatmaktadır. İlk başta otlar vb. çözümlerle çare bulmaya çalışırlar. Gülcan’ın hastalığından haberdar olan kazı öğrencileri durumu Hoca Bey’e haber verirler. Hoca Bey yanında bulunan dereceyi verip Gülcan’ın ateşini ölçtürtür. Gülcan’ın ateşi yüksektir ve sonraki ölçümlerde de yükselmeye devam ettiği anlaşılır. Gülcan’a haplar da veren Hoca Bey, Çakır Hasan’ın gözünde daha da büyür. Zaman geçtikte Gülcan’ın iyileşmediği daha da kötüye gittiği görülür. Hoca Bey, Çakır Hasan’a Gülcan’ın tedavisi için doktor getirtmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine Çakır Hasan doktor getirmek için kasabaya iner. Doktor’un yerine zor bir şekilde bulan Çakır Hasan burada hayal kırıklığına uğrar. Doktor gelemeyeceğini, tayini çıktığını, Morsay’ın çok uzak olduğunu söyler. Bunları söylerken Sağlıkçı Harun Efendiye başvurabileceğini söyler. Yine zorlu bir mücadele ile Sağlıkçı Harun Efendi’yi bulan Çakır Hasan durumu ona söylediğinde sevinir. Çünkü Harun Efendi gelmeyi kabul eder.

Morsay’a gelen Sağlıkçı Harun Efendi Gülcan’a iğne vurur, birkaç ilaç verir ve sabunlu suyla lavman hazırlar. Ama bunları yaptıktan sonra Çakır Hasan’a torununu mutlaka doktora götürmesini söyler.

Zaman geçtikçe düzelmeyen Gülcan’ın doktora götürülmesi için Hoca Bey’e tahsis edilen cipin kullanılması fikri akıllara gelir. Gülcan’ın cip ile doktora götürülmesi fikri ilk başta Altan tarafından Hoca Bey’e söylenir ama Altan red cevabı alar. Sonrasında Serpil söyler aynı şeyleri ama yine red cevabı alır. Hoca Bey kazı işleri için tahsis edilen cipin Gülcan’ın hastaneye götürülmesi için kullanılamayacağını, dekan olma hayalinin bu yüzden suya düşebileceğini söyler.

Zaman ilerlemektedir. Ateşi yükselen Gülcan’ı kurtarmak için kazıya gelen öğrenciler cip bulmak için Orman şefine gitmeyi kararlaştırırlar. Zorlu bir yoldan sonra Necip’in gözetlemede bulunduğu kulede bulunan Orman Şefinin yanına varırlar. İlk başta onları dinleyen Orman şefi, Çakır Hasan’ın olumsuz özelliklere sahip olduğunu söyleyerek cipi vermez. Bunun yanında profesör Hoca Bey’in cipi vermesi gerektiğini söylerler.

Çaresiz kalan öğrenciler ortak kararlar alırlar. Bu kararlar:Cipe el konulması, Hoca Bey’in ve Doçent Ali Şirin’in rehin alınması ve kazıya son verilmesidir.

Alınan karar hemen uygulanır. Altan, Serpil, Zeke Gelin, Çakır Hasan ve torunu Gülcan şoför Nuri’nin sürdüğü ciple kasabaya giderler. Uzun bir uğraştan sonra hastaneyi bulurlar. Buldukları hastane sigorta hastanesi olduğu için Devlet Hastanesine gitmek zorunda kalırlar. Bayağı bir zaman kaybeden ekip zorlukla da olsa Gülcan’ı hastaneye yatırmayı başarırlar. Nöbetçi doktor çağrılır, Çakır Hasan’dan ilaçlar istenip eczaneye gönderilir. Ama hemşirenin kontrolü sırasında Gülcan’ın öldüğü anlaşılır.

Köye getirilen Gülcan defnedilir. Öğrenciler başsağlığında bulunurlar. Hoca Bey kısa süreliğini de olsa Çakır Hasan’a taziyede bulunur. Öğrencilerin eylemi son bulur. Hoca Bey Dağdibine iner. Bucak müdürüne bir şeyler yazıp verir. Ankara ile görüşüp arabasına binip gider.

Hoca Bey gittikten sonra kazıya gelen öğrenciler ifadelerinin alınması amacıyla gözaltına alınırlar. Yolda Orman Şefini gören Jandarma komutanı ile arasında geçen konuşmada, Orman Şefi canı sıkıldığı için ciple gezintiye çıktığını söyler.

Geriye Gülcan’ın babasına yazdığı fakat gönderemediği acıklı bir mektup kalır.

KİTABIN ARDINDAN:Yazar Fakir Baykurt’un şahısların kişiliğini çok güzel bir şekilde ortaya koyduğu Yayla kitabı akıcı bir kitaptır. Çakır Hasan’ın fedakar kişiliği, Hoca Bey’in iyi görünen fakat insanlıktan nasibini almayan yönü başarılı bir şekilde ele alınmıştır. Çakır Hasan’ın kişiliğinde köydeki ve yayladaki kişilerin fedakarlığı anlatılırken idealist yapıdaki öğrencilerin bir kızın hayatını kurtarmak için yaptıkları çok güzel anlatılmıştır. Bunların yanında bürokrasinin geçit vermez zalim yapısı, kişilerin insan hayatı sözkonusu olduğunda bile devlet malıdır deyip sözde vatanseverlik yaptığı ama şahsi zevkleri için devletin yakıtını kullanarak çıktığı gezintiler güzel bir şekilde işlenmiştir.

Son olarak Gülcan’ın çektiği acılar ve bürokrasi karşısında ölümü, özellikle de babasına yazdığı fakat göndermeye fırsat bulamadığı mektubu okuyanı göz yaşına boğuyor.

ALINTILAR:

Ölümüze tükürtelim, yüzümüze tükürtmeyelim. (sayfa 47)

Baykuşa sormuşlar: Mamur mu çok, veran mı? Veran çok demiş. Ee biz bakıyoruz mamur çok görünüyor. Yanıt vermiş baykuş: O sizin gördüğünüz mamurlar da yarın veran olacak demiş.

(mamur:bayındır, veran:çürük, yıkılmış, çökmüş yapı) (sayfa 86)

Konuşma Yörük’le, feriştah ise. İçme çorbasını, pirinçten ise. Sinkaf et anasını, enişten ise. (sayfa 86)

İnsanlar dolu durur, boş durur;ama boşboğazlık etmeden duramaz. (sayfa 89)

Kandırdım, kandırdım, topal eşeğe bindirdim, sahibi geldi indirdim. (sayfa 91)

Ceviz soldurur, incir öldürür. (sayfa 93)

Asıl azmaz, bal kokmaz. (sayfa 137)

An beni bir koz ile, o da isterse çürük olsun! (sayfa 190)

Yazar: kitabik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir