KÜRK MANTOLU MADONNA ÖZET VE ALINTILAR

KİTABİK TELEGRAM KANALINI TAKİP İÇİN TIKLAYINIZ.

Kitap Adı:Kürk Mantolu Madonna

 Yazarı:Sabahattin ALİ

Yayınevi:Toptan

Sayfa sayısı:175

Türü:Roman.

Kişiler:Raif Efendi, Rasim, Maria Puder

KİTAP ÖZETİ:Yeni işine başlayan Rasim, burada Raif Efendi adında içine kapanık, hayatla bağını koparmış, insanlarla ilişki kurmayan ve bu nedenle görünmez adam muamelesi gören biriyle tanışır. Raif Efendi, Rasim’in dikkatini çeker. Almanca tercümanlık yapan Raif Efendi patronu tarafından horlanır ama o buna hiç ses çıkarmaz. Çünkü hayatla bağını kopardığı için hemen hemen hiç tepki vermemektedir. Sık sık rahatsızlanan Raif Efendi’ye bu hastalık zamanlarında tercüme etmesi için evraklar gönderilir. Yine evrak gönderilmesi gerektiği bir zamanda bu götürme işini Rasim üstlenir. Raif Efendi’nin evine gittiğinde onun aile ilişkilerinin çok iyi olmadığını, iş yerinde horlandığı gibi evinde de horlandığını görür. Rasim’in Raif Efendi’nin evine evrak götürdüğü bir zamanda durumu kötü olan Raif Efendi iş yerinde bıraktığı defteri Rasim’den ister. Rasim, Raif Efendi’ye niye böyle bir ruh halinde olduğunu sorduğunda bu defteri okumasını söyler o da okuyacağını ve sonrasında yakacağını söyleyerek defteri alır ve okumaya başlar.

Raif Efendi başından geçenleri bu deftere yazmış ve böylece başından geçenler ortaya dökülmeye başlamıştır. Birinci Dünya Harbi’nin bitimiyle yaşanan hadiseler karşısında endişe duyan Raif’in babası onu İstanbul’a gönderir. Sonrasında, Almanya’da hayatın çok ucuz olduğunu duyan Raif’in babası onu Almanya’ya gönderir ama bir şartı vardır o da Raif’in sabunculuğu öğrenmesi ve gelip memleketi Havran’daki sabunculuk işini geliştirmesidir.

Almanya’da pansiyonda kalmaya başlayan Raif, bir süre sabun fabrikalarına gitse de zamanla sabunculuk dışı faaliyetlere yönelir. Resim sergilerine gider, gezer…

Gittiği resim sergilerinden birinde gördüğü portre onu derinden etkiler. Her gün oraya gidip bu resmin önünde durarak uzun uzun bakar bu resme. Bu resim ve ressamı hakkında yazının yer aldığı bir gazeteyi okurken ressamın isminin Maria Puder olduğunu görür. Yine bu yazıda tablodaki kadının Andreas del Sarto’nun Madonna delle Arpie tablosundaki Meryem Ana tasvirine insanı şaşırtacak kadar çok benzediği bu nedenle “Kürk Mantolu Madonna” ya başarılar temenni edildiği yer almaktadır. Raif’in hayran olduğu tablo bir otoportredir. Maria Puder kendi kendini çizmiş ve Raif için artık “Kürk Mantolu Madonna” olarak zihnine yazılmıştır.

Bir gece Madonna’ya rastlayan Raif ertesi gece aynı yerde onu bekler. Derken Madonna’nın Atlantis adlı bir yerde şarkı söylediğini görür. Şarkı bitiminde Raif’in yanına gelen Madonna onunla konuşur. Onda biraz kadınlık olduğundan bahseder. Diğer kadınlardan farklı olan Madonna diğer erkeklerden farklı bulduğu Raif ile bundan sonraki zaman dilimlerinde arkadaşlık eder. Beraber yemeğe giderler, botanik bahçelerini gezerler. Çekingen, hayatla ilgisi az olan Raif’in hayatına renk gelmiştir. Böyle günler güzel bir şekilde geçerken, Madonna yani Maria Puder kendisinin diğer kadınlara benzemediğini bu ilişkinin olmayacağını Raif’e söyler ve bir müddet görüşmezler. Ayrıldıkları bu zaman diliminde Raif eski depresif durumuna döner ama aşkı ağır basınca Maria’ya ulaşmaya çalışır. Çalıştığı yere gider, evine gider en son hastaneye yatırıldığını öğrenir. Raif’in kendisi için verdiği mücadeleyi öğrenen Maria Puder Raif’in sevgisinin gerçek olduğunu görür ve hastaneden çıkmak ister çünkü Raif ona çok daha iyi bakacaktır. Maria’ya çok iyi bakan Raif mutluluğun zirvesindeyken Türkiye’den aldığı bir telgrafla bu zirveden iner. Eniştesi babasının öldüğünü ve Türkiye’ye dönmesi gerektiğini söyler. Durumu Madonna’ya anlatır. Mektuplaşmak için sözleşirler. Maria, Raif’e nereye isterse oraya geleceğini söyler.

Türkiye’ye dönen Raif burada işlerin hiç istemediği gibi olduğunu görür. Kendisine en kötü tarlalar verilmiştir. Maria’dan mektuplar geldikçe mutlu olur ama derken mektuplar kesilir. Mektuplar kesilince insanlara güvenini kaybeder. Ona göre “o bile” böyle yaptıysa başkaları neler yapmazdı ki. İnsanlara düşman kesilir, kimseye güvenmez, hayatla bağını koparır. Derken bu durumu aşmak için evlilik yapar ama bu çare olmaz. Yıllar böylece acı içinde sürüp gider. Madonna’nın yani Maria Puder’in acısını içinde taşıyan Raif Efendi, Maria’nın bir akrabasını yaşadığı Ankara’da görür. Maria’yı soran Raif aldığı cevaplarla şok üstüne şok yaşar. Maria hastalıktan dolayı ölmüş, geride bir çocuk bırakmıştır. Bu çocuğun babası da Raif Efendi’dir. Hatta Maria’nın akrabasının yanındadır bu kız yani Raif Efendi bu küçük kızı da görür ama ilk başta hiç ilgilenmemiştir.

Maria’ya karşı boş yere kin duyan ve bu uğurda hayatını mahveden Raif Efendi’nin içine girdiği duygu durumunun bedbinliğini anlatacak kelime yoktur artık.

Tüm bunları okuduktan sonra Raif Efendi’nin öldüğünü gören Rasim Efendi bu anıların yer aldığı defteri tekrar okumaya başlar.

KİTABIN ARDINDAN:Sürekli methini duyduğum Kürk Mantolu Madonna kitabını okurken orta sayfalarda sıkılmış ve bu ne biçim bir kitap demeye başlamıştım ki sonlara doğru özellikle kitap bitince insanda derin etki bırakan bir kitap olduğunu gördüm. Kitap güzel ve çok az bir kısmı hariç akıcıdır. Yazarın psikolojik tahlilleri önemli ve dikkate değerdir. Kitap bitip Raif Efendi’nin macerası öğrenilince durup düşünmekte fayda vardır. Çünkü gerçek bilinmeden varılan yargılar insanı gereksiz duygu durumlarına sokabilmektedir. Bu yanıyla kitap akıcı olduğu gibi bir hayat dersi de vermektedir.

Raif Efendi gibi sevmeli ama bu sevgi için en azından bu sevginin kalıntısı olan çocuk için mücadele etmelidir. Ama Raif Efendi gidip Maria hakkındaki gerçeği öğreneceğine ona düşman kesilmiş bu durum onun tüm hayatını mahvetmiştir. Hadi bunu yapmadı diyelim kızının peşine düşmeli ona sahip çıkmalıdır. Daha fazla da tahliller yapılabilir ama kalanı okuyucuya bırakalım.

Ayrıca kitapta yazarın “ …Muhammed’in annesi Amine Hatun’dan …. Diye geçen ifadesi peygamber efendimizden sıradan bir insan gibi bahsetmesi yönüyle yakışmayan bir ifadedir.

ALINTILAR:

Nedense, hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz. (sayfa 17)

Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. (sayfa 26)

İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu  zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar. (sayfa 36)

Gerçi etrafları tarafından anlaşılmayan, haklarında daima yanlış hükümler verilen insanların zamanla bu yalnızlıklarından bir gurur ve acı bir zevk duymaya başladıklarını biliyordum.(sayfa 36)

Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rasgeldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz? (sayfa 42)

Ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki ne kendimizi bu kadar büyük ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.(sayfa 102)

Önüne geçmek mümkün olmayan işlerde telaş ve heyecan göstermek çocukluktur. (sayfa 151)

Yazar: kitabik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir