DORIAN GRAY’IN PORTRESİ’NDEN ALINTILAR

BUNLUKSADAK SİTESİ TELEGRAM KANALI İÇİN TIKLAYINIZ.

Özetini ayrı bir yazıda verdiğimiz Dorian Gray’in Portresi kitabında geçen güzel sözleri, buraya almaya layık görülen kısımları bu yazımızda vermeyi uygun gördük.(Dorian Gray’in Portresi kitap özeti için TIKLAYINIZ)



“Çünkü birini etkilemek, ona kendi ruhunu aşılamaktır. O artık kendi beyniyle düşünmez, ya da kendi tutkularıyla yanmaz olur. Erdemleri kendine özgü değildir. Günahları -günah diye bir şey varsa- ödünç alınmadır. Başkasının türküsünün yankısı onun için yazılmamış bir oyunun oyuncusu olur. Yaşamanın amacı, kendiliğinden gelişmedir; herkesin kendi yaradılışını gerçekleştirmektir. Biz bu dünyaya bunun için gelmişizdir. Oysa günümüzde insanlar kendilerinden korkuyorlar. En büyük ödevlerini -insanın kendine karşı olan ödevini- unutmuşlar. İnsanlar acınacak durumdalar. Evet, açı doyuruyor, yoksulu giydiriyorlar ama kendi ruhları açlıktan ölüyor, çırılçıplak kalıyor. Biz insanlarda yüreklilik diye bir şey kalmadı. Belki de hiçbir zaman yoktu. Toplum korkusu -ki ahlakın temelidir- bir de Tanrı korkusu -bu da dinin gizemi- bizi yöneten işte bu ikisi.”(sayfa 22)

 

 

Hep! Korkunç bir sözcüktür bu. Duydukça ürperirim. Kadınlar bu sözcüğü kullanmayı pek severler. Hep sürmesini isteyerek her sevgiyi bozarlar. Anlamsız bir sözcüktür bu. Hevesle ömür boyu tutku arasında bir tek fark vardır:Heves daha uzun sürer. (Sayfa 28)

 

“Sevgili oğlum, hiçbir kadın yetenek değildir. Kadınlar bir süs yaratığıdırlar. Sözleri beş para etmez ama çok tatlı konuşurlar. Erkeklerin, ruhun ahlakı alt etmesini simgelemesi gibi, kadınlar da maddenin ruha üstün gelmesinin simgesidir.(Sayfa 53)

 

 

“Asıl yalın olanlar, yaşamı boyunca bir kez sevenlerdir oğlum. Onların “dürüstlük, bağlılık” diye tanımladıklarına ben ya alışkanlık uyuşukluğu ya da düş eksikliği derim. Kafa yaşamı için bir şeye saplanıp kalmak neyse, duygu yaşamı için de bağlılık aynısıdır. Kısacası, başarısızlığı açıkça söylemek. Bağlılık! (sayfa 55)

 

 

İnsan adamakıllı saçma bir şey yaparsa bunu en yüce duygularla yapar.(sayfa 81)

 

Güzel nesneler gibi, güzel günahlar da zenginlerin ayrıcalığı.(sayfa 86)

 

“Dostum, Ortaçağ sanatı güzeldir ama Ortaçağ duyguları bayatladı artık. Tabii bunlar romanlarda kullanılabilir. Çünkü romanda kullanılabilecek ögeler gerçekte artık kullanılmaz olmuş ögelerdir. İnan bana, hiçbir uygar kişi, bir zevkten pişmanlık duymaz;uygar olmayan, zevk nedir bilmez. (sayfa 86)



Kendini azarlamakta da bir zevk vardır. Kendimize kabahat bulurken, başka kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Bizi rahatsız eden, günah çıkardığımız papaz değil, ona içimizi dökmemizdir.

 

“İyi niyetli kararlar, bilim yasalarına boşu boşuna karışmak demektir. Kökü doğrudan doğruya kendini beğenmişliğe dayanır. Sonucu da tam bir sıfırdır. Bunlar bize, ara sıra, güçsüz kimseler için oldukça çekici olan birtakım kısır coşkular verir, o kadar. Hesabımızın olmadığı bankalara yazılmış birer çektir bunlar.”(sayfa 108)

 

 

“Korkarım ki kadınlar her şeyden çok katı yürekliliğe değer verirler, açıktan açığa gösterilen katı yürekliliğe. Pek yaman bir ilkel içgüdüleri vardır onların. Biz onlara eşit haklar verdik ama, onlar yine de efendi arayan birer köle olarak kaldılar. Erkeğin buyruğu altına girmekten hoşlanırlar. (sayfa 111)

 

 

Bir şeyi konuşmazsan, hiç olmamış demektir. Bir şey ancak konuşulunca gerçek olur. (sayfa 116)

 

Toplum -hiç olmazsa, uygar toplum- hem zengin hem çekici kişilerin aleyhinde hiçbir şeye kolay kolay inanmaz. İçinde öyle bir duygu vardır ki davranışlar ahlaktan daha önemliymiş gibi gelir. Ona göre, en yüksek saygıdeğerlik bile insanın iyi bir aşçısı olmasından daha önemli değildir. Sonra, ne de olsa, “Size kötü bir akşam yemeği yediren, kötü şarap içiren adama özel yaşayışında hiçbir suç kondurulamaz” demek çok zayıf bir oyalamadır……… Toplumda bir törenin gerçekdışılığı kadar ağırbaşlılığı da bulunmalıdır; şairane bir oyunun yapmacık niteliğiyle bu gibi oyunları bize hoş gösteren inceliği, güzelliği bağdaştırılmalıdır. İçten gelen duygu böylesine korkunç bir şey mi? Değil bence. Kişiliklerimizi çoğaltmamıza yarayacak bir yoldur ancak. (sayfa 151)

 

 

Yaptıkları üzerinde düşünecek olursa ya hasta olacak ya da  çıldıracakmış gibi geldi. Öyle günahlar vardı ki, işlenmesinden çok, düşünülmesi insanı büyülerdi. İnsanın benliğini tutkulardan daha çok okşayan, ruha daha canlı bir sevinç duygusu -tutkularımızın duyularımıza verdiği, verebileceği herhangi bir sevinçten daha büyür bir sevinç duygusu- veren tuhaf tutkulardı bunlar. (sayfa 172)

 

Kim birini öldürmüşse, kendisini ele verecek bir aptallık yapmıştır. (sayfa 179)

 

 

Bir kadının bir daha evlenmesi, ilk kocasını hiç sevmeyişindendir. Bir erkeğin bir daha evlenmesi ise ilk karısına tapınmasındandır. Kadınlar talihlerini denerler; erkekler talihlerini tehlikeye atarlar. (sayfa 189)

 

Bir erkek herhangi bir kadınla mutlu olabilir, onu sevmedikçe. (sayfa 190)

 

İnsan ömrü, başkasının yanlışlarının yükünü kendi omuzlarına alamayacak kadar kısaydı. Herkes kendi yaşantısını yaşar, bunun bedelini de kendi öderdi. Acınacak tek şey, insanın bir tek yanlışlık için sık sık bedel ödemek zorunda kalışıydı. Gerçekten insan, suçunun cezasını bir daha, bir daha çekiyordu. Kader insanlarla alışverişinde defteri hiç kapatmıyordu. (sayfa 201)

 

Bir etki yarattınız mı bir düşman kazandınız demektir. Sevilmek için sıradan biri olmak gerek. (sayfa 209)

 

Biz kadınlar kulaklarımızla severiz, siz erkeklerin gözlerinizle sevdiğiniz gibi. (sayfa 209)

 

Her dedikodu kötü bir kesin bilgiye dayanır. (sayfa 218)

İngilizler üç ay içinde ancak bir tek konu üzerinde zihni yorabilecek yaradılıştadır. (sayfa 225)

 

İnsan akşam yemeğinden sonra oturup da anlatamayacağı hiçbir işi yapmamalıdır. (sayfa 227)

 

İnsan, yaşayışını sanatçı gibi sürdürürse, beyni kalbi demektir. (sayfa 229)

 

Kitapla zehirlenmeye gelince, böyle şey yoktur. Sanat, eylemi etkilemez. Aksine, eylem isteğini ortadan kaldırır. Oldukça güzel bir kısırlık vardır onda. İnsanların “ahlaka aykırı” dedikleri kitaplar onlara ayıplarını gösteren kitaplardır. (sayfa233)

 

İşlediği her günah, kaçınılmaz cezasını hemen ardından getiriverseydi onun için daha iyi olurdu. Cezanın düzeltici bir yanı vardı. Hak gözetir bir Tanrı’ya edilecek dua, “Günahlarımızı bağışla!” değil, “Suçlarımızdan dolayı bizi cezalandır” olmalıydı. (sayfa 235)

 

 

Yazar: kitabik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir