RUH ADAM ROMANI VE AŞKIN ALIŞILMAMIŞ TARİFİ

Şimdiye kadar üç kere okuduğum Hüseyin Nihal ATSIZ’ın Ruh Adam romanının aşk ve sevgi ile ilgili kısımlarına değinmek istiyorum. Tarihi bir olayla başlayan sonra günümüze dönen, hayal-gerçek ekseninde ilerleyen bitiminde en başındaki tarihi olaya atıfta bulunan oldukça akıcı ve etkileyici bir kitap olan Ruh Adam romanı hemen her açıdan mükemmel olsa da bence aşkın tarifini şimdiye kadar hiç ele alınamadığı bir şekilde cesurca ele alışıyla da dikkat çekicidir. Yazar Hüseyin Nihal ATSIZ tavizsiz kişiliğini romanında da yansıtarak aşk konusunu çok farklı bir açıdan ve bence de gerçeğe uygun olarak ele almıştır.




İlk önce sevgi nasıl olmalıdır’ı öğretmektedir yazar. Kitabın 49.sayfasında Ayşe Pusat ve öğrencisi Güntülü arasında geçen konuşma büyük bir sevgi dersi vermektedir.

– Niçin seversin Güntülü?
Güntülü, hocasına hayretle bakarak birkaç defa gözlerine baktı ve aynı esrarlı sesle cevap verdi:

– Sevginin niçini olmaz ki efendim… Düşünsem belki makul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden doğar efendim.(Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız, sayfa 49)

Mükemmel bir sevgi anlayışı değil mi? Sevginin niçini. Günümüzde makamı için, parası için sevgi duyulanlara karşı güzel bir cevap…

Sevgi anlayışını bize güzelce gösteren yazarın bu cümlelerinden sonra esas üzerinde durmak istediğim nokta kitapta geçen aşk ile ilgili kısım. Ruh Adam romanındaki aşk tarifini duyunca oldukça şaşıracaksınız ama sonrasında düşününce gerçeğin de bu olduğunu göreceksiniz.

Nihayet Selim’in yüzü gülmüştü:

-Geldiğine, görüştüğümüze sevindim. Fakat hiçbir şeyim yok.

Cezmi de güldü:

-Ona ben karar vereceğim…

Arkadan hemen muayeneye başladı. Bu muayene şekli dünkünden epeyce farklıydı ve bir hayli uzun sürdü. Sonra:

-Tedbir almak gerekiyor Selim, dedi. Karaciğerde sertlik var. Çok yormuşsun. Teğmenlik zamanındaki tempo ile içmekte devam ediyorsan asıl sebep budur.

Selim gülümsedi. Teğmenlik zamanındaki içmeye içmek denilebilir miydi?

-Asıl sebepten başka sebepler de var mı?
-Olabilir.




-Mesela?

-Ruhi sebepler…

Selim’in yüzü değişti:

-Mesela?

-Mesela türlü sıkıntılar…

-Bu sıkıntılar arasında aşk da var mı?

Pusat’ın bu soruyu ciddi mi, şaka olarak mı sorduğu belli değildi. Doktor Cezmi onun bu tarafını bildiği için sakin bir ciddiyet içinde cevap verdi:

-Olabilir ama aşk bir sebep değil, neticedir.

Selim ilgilendi:

-Aşk denen bir hayal, yahut bir hastalık yok mu?

-Vardır ama, dediğim gibi asli sebep değil, tezahürdür. Bazı insanların bazı yiyeceklere karşı alerjisi olur. Onu yedikleri zaman şuralarında buralarında kızartılar çıkar. Görünüşe bakarsan adamın derisinde bir hastalık vardır, ama hasta olan derisi değil, sindirim organı veya karaciğeridir. Aşk da doğrudan doğruya bir hastalık değil, bir hastalığın görünüşüdür.

-Asıl hastalık nedir?

-Açığa vurulamayan şehvet duygusu…

Selim garip bir duygu içinde sustuktan sonra pencereden göğe bakarak sordu:

-İlahi bir kadına veya kıza karşı duyulan aşk da nihayet bir şehvetten mi ibarettir?

-Tamamiyle. Aşk, şehvetin estetik şeklidir. Onun için daha ziyade estetik kadınlara veya kızlara karşı duyulur…(Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız, sayfa 165-166)

-Aşk için söylediklerimi galiba garipsedin. Herhalde evlenmeden önce geçirdiğin aşk maceralarını hatırlayarak onların birer şehvet isteği olup olmadığını düşünüyorsun.

Cezmi’nin bu sözlerinden Selim hoşlandı. Fakat bir şey belli etmedi:

-Aşkın felsefesiyle uğraşacak vaktim olmadı, ama onu hiç de senin dediğin gibi düşünmemiştim.

-Felsefesi değil, tarifi… Kesilmiş bir koyunun kasap dükkanındaki manzarası hoşa gitmez, hatta bazılarına iğrenç görünür. Fakat usta bir aşçının elinde nefis bir et yemeği olduğu zaman, dükkandaki manzarasına bakamayanlar bile onu iştahla yer. Aşk da böyledir. Aslında şehvettir, yani hayvani bir istek. Fakat romantik bir muhayyele onu o kadar süsler ve güzelleştirir ki, aşkın ilahi bir duygu olduğuna inanırız. Yüzlerce yıldan beri bu şairane tarifleri dinleye dinleye aşkın insanüstü bir şey olduğunu sanmışızdır. Gerçekte şehvet isteğinden başka bir şey değildir.

-Aşkın şehvetle aynı şey olduğunun kesin bir delili de vuslattan sonra ikisinin de sönmesidir.

-Yıllarca süren aşklar nedir?

-Vuslata erememenin, yahut çok geç ermenin, belki de aşıktaki geç soğuma karakterinin neticesi…

…………..

-Hep sevenden bahsettim, dedi. Sevilenin bu aşk illetindeki rolü nedir?

-Sevilen ne kadar güzel ve çekici olursa aşk da o kadar şiddetli ve uzun olur. Bazı kadınlar veya kızlar bilmeden karşısındaki erkeği delirtir. Bazıları sanatkardır. Bunu bilerek yapar. Kadın, oldukça iptidai bir yaratıktır ama erkeği sürüklemek bilgisinde çok ustadır. Vuslattan sonra erkeğin bıkacağını sezdiği için onu daha çok bağlayacak türlü hünerler gösterir. Böylece aşk olgunlaşır. Sözün kısası, şairin dediği gibi: Mecnun’a cihan dopdolu Leyla görünürmüş.

……………..

-Şehvet, hayatın en büyük prensibidir. İnsan neslinin tükenmemesini sağlar. İnsan, akıl ve duygu bakımından çok üstün ve ileri olduğu için bu prensibi de olgunlaştırmış, güzelleştirmiştir. Yiyeceğini, giyeceğini, barınağını güzelleştirdiği gibi. Şehvet, aşk haline geldikten sonra artık insanlar arasında yarış başlamış ve beyinler, muhayyeleler gerçekte olan güzellerle kanmayarak onları icad etmek yoluna girmiştir. Sevgiliyi aşık yaratır, sonra tapar. Onda eşsiz güzellikler, büyüklükler bulur. Aslında alelade bir kız veya kadındır ama Mecnun’un Leyla’yı görüşü gibi onu ilahlaştırdıkça artık aşk denilen tezahür başlamıştır. Bununla beraber aşk lüzumlu bir şeydir.

Selim Pusat’ın ilgisi artıyordu. Sordu:

-Neden?

-Yaşamayı tatlı bir hale getirdiği, ihtiras olduğu için lüzumludur. İhtiraslar çok defa parlak ve olumlu neticeler doğurur. Siyasette, ilimde, sanatta ihtiras olmasa belki de bugünkü medeniyet olmazdı. Aşk bir nevi anormal duygudur, aşıklar da anormal hastalardır ama ruh hekimliği bakımından her büyük insan da az çok anormal sayılır. Bütün insanlar tam normal olsa insanların akıllı ve şuurlu hayvanlardan farkı kalmaz.

……..Aşk olmasaydı erkek-dişi ilişkileri bayağı bir çiftleşmeden ibaret kalacaktı.

…………….

Selim Pusat:Aşk bir şehvet. Şehvet de vuslatla sönen bir duygu. Öyleyse insanlar zevcelerine boyuna ihanet edeceklerdir. Böyle bir dünyada zevk kalır mı?

Cezmi gülümsedi:

-İnsanların çözemeyecekleri problem olarak da galiba yalnız bu kalacaktır. İnsanların zevcelerine boyuna ihanet edecek olması seni ürkütmesin. Zaten insanlığın bugünkü manzarası nedir? Hatta bu ihanet karşılıklı değil mi?(Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız, sayfa 167-168-169)

Hüseyin Nihal ATSIZ’ın Ruh Adam romanında yer alan aşk, şehvet, seven ve sevilen kavramlarına bakılacak olduğunda Sigmund Freud’un düşünceleri ile örtüştüğü görülür. Freud’un “Aşk yoktur libido vardır” sözü ve bu konu hakkındaki düşünceleri aşağıda yer alan bölümlerle kıyaslandığında Atsız’ın ve Freud’un aşk konusundaki fikirlerinin bir olduğu görülebilir. Konumuz Ruh Adam romanındaki aşk olduğu için Freud kısmını burada bırakıyoruz.

Tüm bu düşüncelerin yanında aşağıdaki cümleye de yer vermeyi uygun buldum. Yazar, aşkında ölüm gibi her insanın mutlaka yaşayacağı bir konu olduğu üzerinde durmaktadır.

Felsefe öğretmeninin, aşkı da ölüm gibi her insanın tadacağı bir olay diye göstermesine Kemal Yılmaz karşı çıktı. …(Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız, sayfa 213)

SONSÖZ:Ruh Adam kitabında geçen bu kısımları okuduktan sonra yıllardan beri aşk konusunda ne kadar yanlış düşündüğünüzü göreceksiniz. Ucunda şehvet olmasaydı gerçekte aşk olur muydu?

Not:Alıntılarına yer verdiğimiz Ruh Adam kitabının baskısı 2018 yılı olup yayınevi İrfan Yayıncılıktır.

Yazar: kitabik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir